Tanıtımı Kapat
| | | |
bultr
Web 'deki Bilgi Bankaniz!




ABDULLAH BİN MÜBÂREK;

Tebe-i tâbiînin büyüklerinden. İsmi Abdullah ibni Mübârek bin Vâdıh Hanzalî Temîmî; künyesi, Ebû Abdurrahmân'dır. Hadîs, fıkıh âlimi, mücâhid ve zâhid idi. Tâbiînin, Peygamberimizi sallallahü aleyhi ve sellem görenlerin sohbetinde yetişti. Din düşmanları ile muhârebelerde bulundu. Dünyâya ve dünyâlığa rağbet etmezdi. Emevî halîfelerinden Hişâm bin Abdülmelik devrinde 736 (H.118) yılında Merv'de doğdu. 797 (H.181) senesi bir gazâ dönüşü, Bağdâd yakınlarındaki Hît adlı yerde vefât etti. Türk asıllıdır.

İlk tahsîlini, Merv'de yapan Abdullah ibni Mübârek tahsîl için Bağdâd, Basra, Hicaz, Yemen, Mısır, Şam gibi ilim merkezlerine gitti. Bağdâd'da büyük âlimler ve evliyâ ile görüştü. Onların ders ve sohbetlerinden faydalandı. Hammâd bin Zeyd, Evzâî, Süfyân-ı Sevrî, Süfyân bin Uyeyne, Mâlik bin Enes gibi âlimlerden hadîs-i şerîf okudu. Dört bin kişiden hadîs-i şerîf dinledi. Bunlardan yalnız birinden hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden de büyük âlimler rivâyette bulundular. Hocalarının önde gelenleri arasında İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe rahmetullahi aleyh de vardı. Fıkıh ilmini ondan öğrendi. İmâm-ı A'zam vefât edince, İmâm-ı Mâlik'in derslerine devam etti ve ilimde yüksek bir dereceye ulaştı.

İlim tahsîlinden sonra tekrar Merv'e döndü. İlmi, edebi çok olup, az konuşmak âdeti idi. Geceleri ibâdet ile geçirirdi. Sözü senetti. Emânete pek riâyet ederdi. Şam'da birinden aldığı kalemi unutup veremeden Merv'e gelmişti. Kalemi sâhibine vermek için Merv'den tekrar Şam'a gitti. Eshâb-ı kirâm (radıyallahü anhüm) ile onları gören Tâbiînin hâllerini anlatan eserleri okurken çok ağlar kendinden geçerdi. Peygamber efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem görüp sohbetlerinde bulunma şerefine kavuştukları için Eshâb-ı kirâmın üstünlüğünü anlatır ve:

"Muâviye'nin radıyallahü anh, Resûlullah'ın yanında giderken, bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülazîz'den bin defâ üstündür." buyururdu.

Evinde hadîs-i şerîflerle çok meşgûl olduğundan; "Yalnızlıktan rahatsız olmuyor musun?" diye sorulduğunda; "Peygamber efendimiz ve Eshâbı radıyallahü anhüm ile berâber olunca insan hiç yalnızlık duyar mı?" karşılığını verirdi.

Merv'de bir yıl ticâretle uğraşır, kazancının hepsini fakirlere dağıtırdı. İkinci yıl İslâmiyet'i yaymak için cihâda, düşmanla harbe giderdi. O, medresede müderris, hoca; câmide vâiz, şehirde tüccâr; harbde büyük bir kahramandı. Kılıç ve kalem sâhibi idi. Kalemiyle cihâda dâir eser yazdı, kılıcıyla da dillere destan olan kahramanlıklar gösterdi.

Abbâsîler devrinde Bizanslılarla yapılan harplerden birine katılmıştı. Abbâsî ordusu sessiz, sâkin ve aydınlık bir gecede Tarsus'un kuzeyinde karargâh kurmuştu. Tarsus'un sırtlarında İslâm ve Bizans orduları görünüyordu. İki taraf da kendilerini kuvvetli göstermek için alevleri göklere yükselen ateşler yakmışlardı. Bu ateş ocaklarından birinin etrafında tepeden tırnağa silâhlı askerler hilâl şeklinde oturmuşlar, ortalarında ise ince yapılı, nûrânî yüzlü bir zat onlara ders anlatıyordu. Kimse vaktin nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı. Sözü kesip, duâsını yapınca istirahate çekildiler.

Sabah namazı kılındıktan sonra, harp hazırlıkları başladı. İki ordu karşı karşıya geldi. Bizans ordusundan iri yapılı, kendisi ve atı zırhlara bürünmüş biri kılıç sallayarak ortaya çıktı. Döğüşmek için müslümanlardan er istedi. Müslüman saflarından bir kahraman onun karşısına çıktı. Fakat, şehîd düştü. Bu hâl müslümanların gayretine dokundu, ikinci bir yiğit daha çıktı. O da şehîd oldu. Sonra birkaç er daha şehîdlik şerbetini içti. Rum ordusunda sevinç çığlıkları yükselirken, müslüman ordusunda tekbir ve Allah Allah sesleri ortalığı çınlatıyordu. Bu sırada müslüman askerlerin arasından, atının üzerinde heybetli birinin meydana çıktığı görüldü. Tamâmen zırhlara bürünmüştü. Fakat kimse tanımıyordu. Rum'un karşısında dimdik durdu. Herkes son derece heyecanlı idi.Çarpışma başladığı gibi, çevik bir hareketle kılıcını Rum'un göğsüne sapladı. Müslüman saflarında tekbîr sadâları yükseliyordu. Rum tarafı ise şaşkına döndü. İkinci çıkan er de birincinin âkibetine uğradı. Sonra birkaç kişiyi daha öldürdü. Müslümanlar son derece sevinçliydi. Müslüman er yerine dönünce bu kahramanın Abdullah bin Mübârek hazretleri olduğunu görüp hayret ettiler.

Seferde bile ibâdetlerini gizlerdi. Gazâ arkadaşı Muhammed bin Âyun şöyle anlatır:


Seferde bir gece, Abdullah bin Mübârek (r.aleyh) istirâhate çekilmişti. Ben de mızrağıma dayanmış oturuyordum. Benim uyuduğumu zannedip kalktı ve fecr vaktine kadar namaz kıldı. Sonra beni namaza kaldırmağa geldi. Uyumadığımı ve halinden haberdar olduğumu anlayınca, hayâsından yüzü kızardı. Sefer boyunca böyle yaptı.

İbn-i Hibbân ise şöyle anlatır:

Bütün mücahidler İbn-i Mübârek ile Şam'a varmıştık. Orada halkın ibâdetini, gazâya hazır hallerini, her gün seriyyelerin, küçük askerî birliklerin geliş-gidişlerini görünce, İbn-i Mübârek; "Bu güzel haller ile Rabbimizin huzûruna çıkacağız. Burada Cennet kapılarını açtık." buyurdu.

Misis'teki ikâmeti sırasında ilim, ibâdet ve cihâddan geri durmadı. Misis'te, ikindi namazında Cumâ Mescidi'ne gelir, güneş batıncaya kadar kıbleye karşı oturur, Allahü teâlânın zikriyle, meşgûl olur, kimseyle konuşmazdı. "Kim gündüzünü Allahü teâlâyı anarak geçirirse, o, bütün gün zikretmişlerden sayılır." buyururdu.

Misis nâhiyesinde on yedi bin hadîs-i şerîf rivâyet etti. Küçük yaştaki talebesi Abde bin Süleymân'a hadîs-i şerîf yazdırır ilim öğretir, üstelik ona para da verirdi.

Pekçok kez hacca gitti.

Bir sene hacdan sonra rüyâsında gökten inen iki melekten birinin diğerine; "Bu sene kaç kişi hacca geldi?" dediğini duydu. Öbür melek; "Altı yüz bin kişi." dedi. "Peki kaç kişinin haccı kabûl edildi?" O da; "Bunlardan hiç birinin haccı kabûl edilmedi." diye cevap verdi.

Abdullah bin Mübârek buyurdu ki:

Bunu işitince üzerime büyük bir sıkıntı çöktü. Dedim ki:

"Bunca insan, bunca zahmet ve meşakkate katlanıp dünyânın her tarafından hacca geldiler. Çöller aşarak zor şartlarda büyük sıkıntılara katlandılar. Bütün bu emekler boşa mı gidecek?"

Bunun üzerine o melek; "Şam'da ayakkabı tâmir eden Ali bin Muvaffak adında biri vardır. O, hacca gitmeye niyet etmişti, fakat gidemedi. Lâkin haccı kabûl edildi. Altı yüz bin hacıyı ona bağışladılar da hepsinin haccı kabûl edildi." dedi.

Abdullah bin Mübârek şöyle anlatıyor:

Bunu işitince uykudan uyandım ve; "Gidip o zâtı ziyâret etmeliyim!" dedim. Arkadaşlarımdan ayrılıp, Şam kâfilesine katıldım. Şam'a gidince, o zâtın evini araştırıp buldum. Kapıyı çaldım. Bir kimse kapıya çıktı. Adını sordum. "Ali bin Muvaffak." dedi. İsmimi sordu. "Abdullah bin Mübârek." deyince, feryâd edip kendinden geçti. Ayılınca, gördüğüm rüyâyı kendisine anlattım. Haccının kabûl edildiğini ve kendi haccı ile berâber altı yüz bin kişinin ibâdetinin kabûl edildiğini de haber vererek; "Bana nasıl hayırlı bir amel işlediğini anlat." dedim. O da anlattı:

Ben ayakkabı tâmircisiyim. Otuz seneden beri hacca gitmeyi arzu ederdim. Bu işimden, otuz senede üç yüz dirhem gümüş biriktirdim. Bu sene hacca gidecektim. Hanımım hâmileydi. Komşu evden burnuna yemek kokusu gelince; komşudan yemek istememi söyledi. Gidip, onun arzusunu bildirdim. Komşum ağlayarak şöyle dedi: "Ey Ali bin Muvaffak, bizim bu yemeğimiz size helâl değildir. Çünkü üç gündür, çocuklarım bir şey yememişlerdir. Bütün Şam şehrinde hiç bir iş bulamadım. Kimse bana iş vermedi. Ölü bir hayvan gördüm. Zarûret mikdârınca ondan bir parça kesip getirdim. Çocuklara yemek pişiriyorum. Size helâl olmaz."

Bunu duyunca içime bir acı düştü. Hac için biriktirdiğim gümüşleri getirip verdim ve; "Bunu çocuklarına nafaka yap, haccımız bu olsun!" dedim. Abdullah bin Mübârek bunun üzerine; "Allahü teâlâ, doğru rüyâ gösterdi." buyurdu.

Abdullah bin Mübârek hazretleri çok mütevâziydi. Doğru ve güzel sözü, bir çobandan bile duysa kıymet verirdi.

Cömert idi. Arkadaşlarına ve muhtaçlara para vererek yardımlarına koşardı. Süfyân-ı Sevrî, Süfyân bin Uyeyne, Fudayl bin İyâd, İbn-i Semmâk, Mesrûk gibi zâtlara çok ihsânı vardı.

Bir sene hacca giderken bir çöplüğün yanından geçiyorlardı. Orada yerden ölü kuşu alan bir kızcağız gördü. Ona hâlini sordu. O da; "Benden başka bir de kardeşim var. Yoksuluz, bir şeyimiz yok. Üç gündür açız. Biz zengindik. Babamızın malı vardı. Zulm ve haksızlıkla malını alıp öldürdüler. Gördüğünüz gibi muhtaç hâle düştük." dedi. Gözleri yaşaran Abdullah bin Mübârek hazretleri yanındaki bin altından 40'ını memlekete dönmek için ayırdı, kalanının o kızcağızın âilesine verilmesini emrederek; "Geri dönüyoruz bu seneki haccımız bu olsun." buyurup, geri döndü.

Abdullah bin Mübârek misâfirperverdi. Canının istediği bir şeyi misafirsiz yemezdi. Sebebini sorduklarında; "Kıyâmet günü misafir ile yenenden sual olunmayacağını duydum da ondan." diye cevap verirdi. Onun çok ikrâmda bulunduğunu gören birisi; "Malınız azalıyor, misâfire ikrâm işini biraz azaltsanız?" dediğinde; "Mal azalıyorsa, ömür de bitiyor." buyurdu.

İnsanların iyiliğini isterdi. Yanına sık sık gelen kötü huylu bir kimse birgün ondan ayrıldı, gelmez oldu. Bunun ayrılmasına çok üzüldü; "Niçin üzülüyorsun?" dediklerinde; "O zavallı gitti. O kötü huylar kendinden ayrılmadı. Onun haline üzülüyorum. Bizim yanımızda bir müddet daha kalsaydı ahlâkı düzelebilirdi." dedi.

Gördüklerinden ibret alırdı. Soğuk bir kış günü Nişâbur pazarında giderken, sırtında yalnız bir gömleği olduğu için üşüyüp titreyen bir köleye rastladı. Ona; "Efendine söylesen de sana bir palto alsa olmaz mı?" dedi. Köle; "Efendime ne söyleyebilirim ki, o hâlimi görüyor ve biliyor." deyince, Abdullah bin Mübârek hazretleri feryâd edip yere düştü. Kendine geldiğinde; "Sabrı ve kanâatı bu köleden öğreniniz." buyurdu.

Firâset sâhibiydi. Söylenen sözlerin inceliğine hemen vâkıf olurdu. Sehl bin Ali bin Abdullah Mervezî, Abdullah bin Mübârek'in derslerine devâm ederdi. Bir gün; "Artık senin dersine gelmeyeceğim. Çünkü, bugün gelirken, senin kızların dama çıkmış, beni çağırıyorlardı. Benim Sehl'im, benim Sehl'im diyorlardı. Bunların terbiyesini vermiyor musun?" dedi. Abdullah bin Mübârek, o gece talebesini toplayıp; "Sehl'in cenâze namazına gidelim." dedi. Gidip, vefât etmiş buldular. "Vefâtını nereden anladın?" dediklerinde; "Benim hiç câriyem yok. O gördükleri Cennet hûrîleri idi. Onu Cennet'e çağırıyorlardı." dedi.

Din gayreti çoktu. Allahü teâlâdan başkasına ibâdet edilmesine hiç tahammülü yoktu. Kendisi şöyle anlatır: "Bir ateşperest ile çalışıyorduk. Namaz vakti gelince ondan, namaz kılarken, bana zarar vermeyeceğine dâir söz aldım. Bunun üzerine namaz vaktinde rahatça bir namaz kıldım. Sonra ateşperest şahsın ibâdet zamânı geldi. Şimdi sıra bende, ben ibâdet ederken, sen de zarar vermeyeceğine dâir söz ver deyince, rahatça ibadet edebileceğini bildirdim.

Fakat ateşperest ateşe tapmak üzere secdeye varınca, sözümde duramadım ve üzerine atıldım. O anda; "Söz verdiğin zaman ahdini yerine getir!" diye bir ses duydum ve hemen geri çekildim. Ateşperest ibâdetini bitirince; "Evvelâ hücûm ettin. Sonra niye vazgeçtin?" diye sordu. "Ben Allah'tan başkasına secde ettiğin zaman, dayanamadım, üzerine atıldım. Seni öldürmek istiyordum. Fakat tam o anda; "Söz verdiğin zaman, ahdini yerine getir!" diyen bir ses, beni bu işten alıkoydu." dedim. Bunun üzerine ateşperest; "Rab, senin rabbindir! Kendi düşmanı için, dostunu bile azarlıyor! İşte huzûrunda müslüman oluyorum." diyerek Kelime-i şehâdet getirdi.

Abdullah bin Mübârek hazretleri duâsı makbûl olanlardandı. Muhtâc olanlar, ondan duâ isterlerdi. Bir gün bir âmâ gelip; "Bana duâ buyurun da, Allahü teâlâ gözlerime görme kuvveti versin!" dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâya yalvarıp duâ eyleyince derhal gözleri görmeye başladı.

Her işi ilmine uygundu. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem ilmine tam vâristi. Sünnete uyar, bid'atten ve bid'at ehlinden nefret ederdi. Böyle kimselerle oturmadığı gibi, oturanları da men ederdi. Zararını anlatır ve münâfıklık alâmetlerinden olduğunu söylerdi.

Horasan âlimlerinden Abdullah bin Ömer Serahbî şöyle buyurdu: "Bir keresinde bid'at ehliyle oturup yemek yedim. Abdullah bin Mübârek bundan haberdâr olunca, bana; "Seninle otuz gün konuşmayacağım." dedi ve öyle yaptı.

Başkasında gördüğü bir kusuru münâsib bir lisanla anlatmaya çalışırdı. Huzûrunda birisi aksırdı ve "Elhamdülillah" demeyi unuttu. O kimseye, suâl sorar bir edâ ile; "Aksıranın ne demesi îcâb eder efendim?" dedi. O cevâben; "Elhamdülillah." deyince, Abdullah bin Mübârek de; "Yerhamükellah." buyurdu. Bu rivâyeti bildiren Muhammed bin Cemîl; "Bu edebli hareket bizi şaşırttı. Bu edebe hayrân olduk." demektedir.

Buyururdu ki:

"Biz çok ilimden ziyâde az da olsa edebe muhtâcız."

"Âlimler edeb hakkında çok şeyler söylediler. Bize göre edeb, insanın kendini tanımasıdır."

"Âlimleri hafife alanların âhireti, ümerâyı hafife alanların dünyâsı, dostlarını hafife alanların mürüvveti yıkılır."

"Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünyâ sevgisi bulunan, haramlardan sakınmayan, âlim olduğunu söylerse şaşılır."

"Sâlih kimselerden olmadığım hâlde, sâlihleri severim. Kötü kimselerden daha aşağı olduğum halde, kötüleri sevmem."

"Eğer gıybet etseydim, anamı, babamı gıybet ederdim. Çünkü sevâblarımın onlara verilmesi daha hayırlı olur."

"Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşek davranmak, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da mârifete, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamaz."

Birisine; "Allahü teâlâyı murâkabe et!" dedi. O kişi; "Bu nasıl olur?" deyince; "Allahü teâlâyı görür gibi ol." buyurdu.

"İnsan; nefs, şeytan, münâfık gibi üç düşmanla karşı karşıyadır ve bunlardan kurtulmak çok güçtür."

"Çalışıp kazanma zahmeti çekmemiş kimsede hayır yoktur."

"İlmin evveli niyet, sonra anlamak, sonra yapmak, sonra muhâfaza, sonra da yaymaktır."

"Nefsini bilen Rabbini bilir." hadîs-i şerîfinin sırrına eren, nefsini sokakta gördüğü köpekten aşağı bilir."

"Nice küçük amel, niyetle büyür, nice büyük amel ise niyetle küçülür."

"Kim ilmi ararsa öğrenir. İlmi öğrenen, günah işlemekten korkar. Günahtan korkan ondan kaçar. Ondan kaçan ise kıyâmet günü hesaptan kurtulur."

"Şüpheli bir kuruşu geri vermeyi, binlerce lira sadaka dağıtmaktan daha fazla severim."

"Din kardeşimin bir ihtiyâcını görmem, bir sene nâfile ibâdet etmemden daha önemlidir."

"İnsanların en alçağı kimdir?" diye sorulunca; "Din kisvesi altında dünyâ menfaati sağlayandır." buyurdu.

"İlimde cimrilik yapan kişiye Allahü teâlâ üç belâ verir: Ya ölür, ilmi gider. Yâhud unutur veya kendine ilmi unutturacak kimse ile dostluk kurar, öylece ilmi gider."

"Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum. Âlimlerden biri, bir ihtiyaçla karşılaşınca, onun ile meşgûl olur, okuyamaz. Onun ihtiyâcını giderip, okumasını sağlamak daha makbûldür."

"İnsandaki en üstün haslet hangisidir?" diye sorulunca; "Kâmil akıl." buyurdu. "Eğer o yoksa?" dediler. "Güzel edebdir." buyurdu. "O da yoksa?" dediler. "Kendisiyle istişâre edilecek şefkatli bir kardeş." buyurdu. "O da yoksa?" "Devamlı sükût." buyurdu. "O da bulunmazsa?" dediklerinde; "Ölmek." buyurdu.

"Şu dört cümle, dört bin hadîs-i şerîften seçilmiştir; kadına güvenme, mala aldanma, mîdeni fazlaca doldurma, işine yarıyacak kadar ilim öğren."

"Bir âlimin sakınması gereken en önemli husus; Allahü teâlânın haram kıldığı şeylerden uzak durması ve dünyâya gönül bağlamamasıdır."

"Dünyâ sevgisi ve günahların istilâ ettikleri kalpten nasıl hayır beklenir."

"Allahü teâlâya isyân ederken, O'nu sevdiğini açıklarsın. Bu ise kıyasta acâibdir. Eğer sevgin doğru olsaydı, O'na itâat ederdin; çünkü seven, sevdiğine itâat eder."

"Güzel ahlâkı, bir cümlede hülâsa eder misin?" diye sorduklarında; "Kızmamaktır." buyurdu.

Abdullah bin Mübârek vefâtı yaklaştığı zaman bütün malını fakirlere verdi. Hizmetinde bulunan bir talebesi; "Efendim, mâlûmunuz üç çocuğunuz var. Onlara mîras bırakmayacak mısınız?" deyince:

"Onları Allahü teâlâya emânet ediyorum. O, en iyi vekildir. Eğer çocuklarım, sâlih olursa, cenâb-ı Hak, hiç ummadıkları yerden rızıklandırır. Yok, fâsık olurlarsa, malımın kötü insanlara kalmasını istemem." buyurdu.

Vefâtı ânında gözlerini açtı, güldü ve meâlen; "Amel edenler, bu ebedî nîmete kavuşmak için çalışsınlar." (Sâffât sûresi: 61) âyet-i kerîmesini okudu.

Abdullah bin Mübârek vefâtı esnâsında, âzâdlı kölesi olan Nasr'a; "Başımı toprağa koy!" dedi. Nasr ağladı. "Niçin ağlıyorsun?" deyince; "Senin iki varlığını, servetini ve şimdi de yoksul olarak ölümünü görüp ağlıyorum." dedi. İbn-i Mübârek; "Ağlama. Zîrâ ben, Allahü teâlâdan zenginler gibi yaşamamı ve yoksullar gibi ölmemi istedim. Sonra sen, bana şehâdeti telkîn et ve ben başka bir söz konuşmadıkça da onu terk etme." buyurdu.

Fudayl bin Iyâd'ın oğlu Muhammed şöyle anlattı:

Abdullah bin Mübârek'i rüyâmda gördüm. Ona; "En üstün amel nedir?" dedim. "İçinde bulunduğundur." buyurdu. "Hudud boylarında beklemek de cihâd mıdır?" dedim. "Evet." buyurdu. "Allahü teâlâ sana ne muâmele yaptı?" dedim. "Beni sonsuz mağfireti ile mağfiret edip, izzet ve ikrâmlarda bulundu" dedi.

Misisli İsmâil ibni İbrâhim anlatır:

Hâris bin Atiyye'yi rüyâda görüp ona hâlini sordum; "Rabbim beni mağfiret etti." dedi. "Abdullah bin Mübârek nerededir?" dedim. "O, her gün Allahü teâlânın huzûruna çıkanlardandır." dedi.

Nevfel anlatır:

"Abdullah bin Mübârek'i rüyâda gördüm ve; "Rabbin sana ne muâmele yaptı?" dedim. O da; "Beni mağfiret etti." buyurdu. "Süfyân-ı Sevrî'ye ne yaptı?" dedim. "O, şehîdlerin içinde yüksek derecelerindedir." buyurdu.

Buyurdu ki:

"Ölümden sonrası için ölmeden önce hazırlık yap"

"Kişi için en güzel süs; sükût, doğruluk ve vakârdır."

"Allahü teâlâdan korkan kimselerle berâber ol. Bid'at sâhipleriyle oturmaktan sakın!"

"Bir kimsenin çoluğu-çocuğu, olup, onların ihtiyâcı için çalışsa, geceleri kalkıp üzerleri açık olarak gördüğü evlâdının üzerlerini yorganları ile örtse, onun bu çeşit işleri gazâ ve cihaddân daha üstündür."

Büyük âlimler onu methetmiştir.

İbn-i İshâk şöyle dedi: "Ben, Sahâbe-i kirâm ile Abdullah bin Mübârek'in işlerine, hâllerine dikkat ettim. Onların aynı idi. Yalnız, Eshâb-ı kirâmın (r. anhüm) üstünlükleri, Peygamber efendimizin eşsiz sohbetlerinde bulunmaktan ileri geliyordu."

Fudayl bin İyâd: "Onu sevmemin asıl sebebi Allahü teâlâdan çok korkmasıdır."

Abdullah bin Mus'ab: "Hadîs ve fıkıh ilmini, Arap edebiyâtını iyi bilen, şecâatı, ticâreti, cömertliği ve yanında olmadıkları zaman da, arkadaşlarına muhabbeti kendisinde toplamış mümtâz bir zât idi."

Eserleri:

1) Kitab-üz-Zühd ver-Rekâik: Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem, Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiîn'in ibâdet, tevekkül, tevâzû ve kanâata dâir sözlerinden meydana gelmiştir. 2) Kitâb-ül-Cihâd: Cihad ile ilgili hadîs-i şerîfleri ihtivâ eder. Keşf-üz-Zunûn'da bu ikisinin onun ilk eserleri olduğu zikredilmektedir. 3) Müsned, 4) Kitab-ül-Birri-Ves-Sıla, 5) Kitâb-üt-Tefsîr, 6) Kitabüt-Târîh, 7) Es-Sünen fil Fıkh.

ALLAHÜ TEÂLÂYI BİLİR MİSİN?

Bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; "Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allahü teâlânın ibâdet ve mârifetine nasıl erişir?" dedi. Sonra kendi kendine; "Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim." deyip, çocuğun yanına geldi ve:

-Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin? buyurdu.

Çocuk:

Kul nasıl sâhibini bilmez?" dedi.

-Allahü teâlâ'yı ne ile biliyorsun?

-Bu koyunlarımla.

-Bu koyunlarla, O'nu nasıl bilirsin?

-Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kâdir olan, Allahü teâlâdan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allahü teâlâyı, böylece bildim

-Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?

-Hiç bir şeye benzetmeden bilirim.

-Böyle olduğunu nasıl bildin?

-Yine bu koyunlardan.

-Nasıl?

-Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allahü teâlânın elbette kullarına benzemiyeceğini anladım. Abdullah bin Mübârek:

-İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi? buyurdu.

Çocuk:

-Ben bu sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim, dedi.

-Peki başka ne öğrenmişsin?

-Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.

-Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum.

-Gönül ilmi şudur ki, bana kalb verdi ve kendi mârifet ve muhabbeti yeri eyledi ki, bu kalb ile O'nu bileyim. O'nun sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermiyeyim ve böylelerinden uzak olayım. Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, O'nun ismini söylemek yeri eyledi. Bununla O'nu hatırlatanları dile getirmeği, O'ndan bahsetmiyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îmâ etti. Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. Böylece O'na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.

Abdullah bin Mübârek, bunun üzerine:

-Ey çocuğum! Evvelki ve sonraki ilimler, senin bana bu öğrettiklerindir! dedikten sonra: Ey oğul, bana nasîhat ver, buyurdu.

-Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızâsı için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dünyâ için öğrenmişsen, Cennet'e kavuşamazsın, dedi.

KIZIMI KİME VEREYİM?

Merv şehri kâdısının bir kızı vardı. Ülkedeki, ileri gelen zengin, makam ve mevkı sâhibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi. Bu zâtın Mübârek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş meyveler olgunlaşmış bolluk bereket gelmişti. Efendisi, Mübârek'ten üzüm isteyince, toplayıp geldi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı. Efendisi; "Bahçede o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?" demekten kendini alamadı. Mübârek; "Efendim! Ekşisini tatlısını bilmiyorum!" diye cevap verdi. Bağ sâhibi; "Sübhanallah iki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun." diye çıkıştı. Mübârek onları yemekle değil korumakla vazîfeli olduğunu biliyordu. Efendisi; "Niçin onlardan yemedin?" deyince; "Siz benden bağınızdaki meyvelerin muhâfazasını istediniz. Yeyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?" cevâbını verdi.

Efendisi böyle bir hâdiseyle ilk defâ karşılaşmıştı. Mübârek'in bu hâline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve hâlini çok sevmişti. Kölesine dönerek; "Sana bir şey soracağım." diye söze başladı. Sonra; "Benim bir kızım var, malı makamı yüksek pekçok kimse onu ister. Hangisine vereceğimi ne yapacağımı bilemiyorum. Bu hususda bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?" diye sordu. Mübârek, bu söze karşı şöyle dedi:

"Efendim!.. İnsanlar, dâmâd için; câhiliyye devrinde soya sopa; yahûdîler ve hıristiyanlar güzelliğe, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem zamânında dindârlığa, Allahü teâlâdan korkup, haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamânımızda ise, mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç."

Bunun üzerine efendisi:

"Ben dindarlığı ve takvâyı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dînine bağlılık, iyi hal, emânet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum." dedi.

O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garib karşılanacağını, hem kızın buna râzı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu. Ancak kâdı kararlı idi. "Kalk eve gidelim." dedi. Eve varınca hanımına; "Bu sâlih, dindâr, takvâ sâhibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum, senin fikrin ne?" deyince, hanımı; "Sen bilirsin, fakat bir de kıza soralım." cevabını verdi. Anne durumu kıza açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızın râzı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı. Fakat Mübârek, kızın yanına gitmiyordu. Bu hâl kırk gün sürdü. Bir vesîle ile anne durumdan haberdâr olunca dayanamadı; "Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı, bu yaptığı nedir? Bu nasıl iş?" diye şikâyet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kâdı; "Ey Mübârek! Kızıma nâz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?" demekten kendini alamadı. Buna karşılık dâmâd:

"Ey müslümanların kâdısı! Ey efendim! Bu nasıl söz? Sizin kerîmenize nâz etmek ne haddime. Lâkin kâdısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamâna kadar bekledim ve ona helâl yemek yedirdim. Belki Allahü teâlâ bize sâlih bir evlâd verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur." dedi.

Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Haram ve helâle bu derece dikkat ettiği için Allahü teâlâ ona Abdullah isminde bir çocuk verdi.

1) Tabakât-ı İbn-i Sa'd; c.7, s.372

2) Hilyet-ül-Evliyâ; c.8, s.162

3) Târih-i Bağdâd; c.10, s.152.

4) Sıfat-üs-Safve; c.4, s.134.

5) Vefeyât-ül-A'yân; c.3, s.33.

6) Şezerât-üz-Zeheb; c.1, s.295

7) Abdullah bin Mübârek Mervezi; (Abdülmecîd Muhtesib, Amman 1392)

8) Tabakât-ül-Kübra (Şa'rânî); c.1, s.5





Biyografilere Dönüs



BirteknetBilişim Yapımıdır. Tüm hakları saklıdır.
Copyright© bultr.com // 2006-2007

Sitelde şu an 8 Kişi Online
Dün : 158
Bu Gun : 90
Toplam :443,800
NURETTİN DADALOĞLU   NURETTİN DADALOĞLU   CAHİT ARUNUN HAYATI   CAHİT ARUNUN HAYATI   nuray tosun   nuray tosun   nuray tosun gelsenkirc   nuray tosun gelsenkirc   konya selçuklu   konya selçuklu   konya selçuklu mehmet akıf mah.   konya selçuklu mehmet akıf mah.   abdullah ali kenan ergeçer   abdullah ali kenan ergeçer   hatice çalım   hatice çalım   selçuklu devletinin tarıh şeridi   selçuklu devletinin tarıh şeridi   ALİ UÇMAZ   ALİ UÇMAZ   hatay müzesindeki bektaşlı definesi   hatay müzesindeki bektaşlı definesi   rasyonel sayılarla ilgili sbs de çıkmış 10 soru cevap   rasyonel sayılarla ilgili sbs de çıkmış 10 soru cevap   Türkiye Selçuklulara Ve Osmanlıya Ait 1071-1453 Yılları Arasında Yaşanan Önemli Olaylar tarih şeridi   Türkiye Selçuklulara Ve Osmanlıya Ait 1071-1453 Yılları Arasında Yaşanan Önemli Olaylar tarih şeridi   kuvvet ve hareket   kuvvet ve hareket   alankentlircom   alankentlircom   küçük ördek+c. mary yonge   küçük ördek+c. mary yonge   tekerlekli sandalyeye mahkum eski milli mastenisci   tekerlekli sandalyeye mahkum eski milli mastenisci   Engelli Masa Tenisi Şampiyonu   Engelli Masa Tenisi Şampiyonu   bakırcıoğlu sülalesi   bakırcıoğlu sülalesi   1071-1453 TARİH ARALIĞI İLE İLGİLİ BAŞLIK   1071-1453 TARİH ARALIĞI İLE İLGİLİ BAŞLIK   atilla ilhan şiirlerini türe göre incelrme   atilla ilhan şiirlerini türe göre incelrme   trans.. nese   trans.. nese   buharlaşan sıvının kütlesi azalır mı   buharlaşan sıvının kütlesi azalır mı   doktor mehmet uzunalioğlu   doktor mehmet uzunalioğlu   doktor temel tirkeş   doktor temel tirkeş   arapbülbülü   arapbülbülü   coriolis kuvvetiispatları   coriolis kuvvetiispatları   halelueah   halelueah   halil berktay   halil berktay   hakasya bitki ve hayvanları   hakasya bitki ve hayvanları   hakasya   hakasya   rna da timin olsa   rna da timin olsa   dna da urasil olsa   dna da urasil olsa   dna urasil   dna urasil   mavi kahkaha çiceği   mavi kahkaha çiceği   hasan latif   hasan latif   hikaye   hikaye   davutoğullarından hasan basri   davutoğullarından hasan basri   1071-1453 türkiye selçuklu ve osmanlı devletini kapsayan   1071-1453 türkiye selçuklu ve osmanlı devletini kapsayan   mecitözü karabekiroğulları   mecitözü karabekiroğulları   1389'da hukumdar oldu. karakoyunlu'ya buyuk devlet mahiyeti kazandirdi. akkoyunlular ve timurlular ile mucadele etti. babasi kara mehmet bey'dir.?   1389'da hukumdar oldu. karakoyunlu'ya buyuk devlet mahiyeti kazandirdi. akkoyunlular ve timurlular ile mucadele etti. babasi kara mehmet bey'dir.?   biyoloji dersi   biyoloji dersi   den9309   den9309   seyitlet feyzullah koç dinle   seyitlet feyzullah koç dinle   cansever   cansever   fetullah gülen   fetullah gülen   1978 erzurum köprüköy doğumlu faruk türkan   1978 erzurum köprüköy doğumlu faruk türkan   uysal   uysal   tev sonuçları   tev sonuçları   ahmet priştina   ahmet priştina   ebob   ebob   dogada maddeler yuzde kac katı halde bulunu   dogada maddeler yuzde kac katı halde bulunu   nasrettin hoca   nasrettin hoca   1389'da hukumdar oldu. karakoyunlu'ya buyuk devlet mahiyeti kazandirdi. akkoyunlular ve timurlular ile mucadele etti. babasi kara mehmet bey'dir.??   1389'da hukumdar oldu. karakoyunlu'ya buyuk devlet mahiyeti kazandirdi. akkoyunlular ve timurlular ile mucadele etti. babasi kara mehmet bey'dir.??   4-d   4-d   ceyhan\hamdilli köyü devlet hazineleri   ceyhan\hamdilli köyü devlet hazineleri   1071-1914 tarih şeridi   1071-1914 tarih şeridi   SEBATAY KİRMASTI   SEBATAY KİRMASTI   SABETAY SEVİ   SABETAY SEVİ   borcka Camili ari uretme   borcka Camili ari uretme   tki örtüsünün hakim olduğubölgelerde hangi hayvanlar yaşamaktadır   tki örtüsünün hakim olduğubölgelerde hangi hayvanlar yaşamaktadır   dukaçini kosova   dukaçini kosova   dulaçini kosova   dulaçini kosova   çaz dukakin kosova   çaz dukakin kosova   çaz dukaçin   çaz dukaçin   dr.bülent mahmut doğan kaplıcalar şifalı sular   dr.bülent mahmut doğan kaplıcalar şifalı sular   ŞİFALI SULAR   ŞİFALI SULAR   nermin ocak   nermin ocak   harika avcı   harika avcı   apollo 17 adlı uzay aracı   apollo 17 adlı uzay aracı   1071-1453tarihleri arasında gerçekleşen siyasi olaylar   1071-1453tarihleri arasında gerçekleşen siyasi olaylar   benjamin franklin   benjamin franklin   celal bayar turkutlu ögrenci onur pamuk   celal bayar turkutlu ögrenci onur pamuk   sindirella.1632@hotmail.com   sindirella.1632@hotmail.com   mahmut boğa   mahmut boğa   aziz sivaslıoğlu   aziz sivaslıoğlu   hasan şen   hasan şen   hasan latif sarı yüce   hasan latif sarı yüce   cahit kübeli   cahit kübeli   şair isa cebeci   şair isa cebeci   isa cebeci   isa cebeci   mevlüt kaplan   mevlüt kaplan   1453 ve 1699 yılları arasında olan tarihi olaylar   1453 ve 1699 yılları arasında olan tarihi olaylar   1453ve1699   1453ve1699   ispanyanın yeme içme giyinme yerleşim özellikleri nelerdir   ispanyanın yeme içme giyinme yerleşim özellikleri nelerdir   hangi duygularla ulusal marşımız bestelendi   hangi duygularla ulusal marşımız bestelendi   osman zeki üngör hangi rütbede saray orkestrasın da çalışmıştır   osman zeki üngör hangi rütbede saray orkestrasın da çalışmıştır   pala sulalesi   pala sulalesi   adib akbayram   adib akbayram   edib akbayram   edib akbayram   One Fine Day/Kore Drama (2006)/linkleri   One Fine Day/Kore Drama (2006)/linkleri   One Fine Day/Kore Drama (2006)/TR Altyazılı   One Fine Day/Kore Drama (2006)/TR Altyazılı   kırşehir kuşdilli mahallesinde satılık mustakil ev   kırşehir kuşdilli mahallesinde satılık mustakil ev   dr güven tidim   dr güven tidim   osmanlının kuruluşundaki olaylar(1299-1453)   osmanlının kuruluşundaki olaylar(1299-1453)   denklem kurma   denklem kurma   karma ve hizli dongulu bipolar 2   karma ve hizli dongulu bipolar 2   yayladağı   yayladağı   AHMET ADNAN SOYGUNUN BESTELERİ   AHMET ADNAN SOYGUNUN BESTELERİ   mendelev ve mendel   mendelev ve mendel   Katalizatör   Katalizatör   Kimyada Katalizatör   Kimyada Katalizatör   tgrt 1995 bizim ev dizisi   tgrt 1995 bizim ev dizisi   cahit berkay bizim ev dizisi müzigi   cahit berkay bizim ev dizisi müzigi   bizim ev dizisi   bizim ev dizisi   elçin uzun   elçin uzun   elçin avcı   elçin avcı   volkanik kayaçlar üzerindeki aşınım şekillerinin içlerine oyulmuş kiliseler   volkanik kayaçlar üzerindeki aşınım şekillerinin içlerine oyulmuş kiliseler   uzay araçlarının sürtünme sebebiyle yanmalarını engellemek amacıyla hangi tedbirler alınmalıdır   uzay araçlarının sürtünme sebebiyle yanmalarını engellemek amacıyla hangi tedbirler alınmalıdır   bebek yeleyi moelleri   bebek yeleyi moelleri   1071-1453 yılları arasında meydana gelen siyasi mücadeleler,savaşlar ve önemli olaylar özeti   1071-1453 yılları arasında meydana gelen siyasi mücadeleler,savaşlar ve önemli olaylar özeti   nihal azman   nihal azman   izolu memet özledım baba   izolu memet özledım baba   SUYUN MOLEKÜL MAKETİNİ GÖSTERME   SUYUN MOLEKÜL MAKETİNİ GÖSTERME   SUYUN MOLEKÜLLERİNİ GÖSTEREN MAKETLER   SUYUN MOLEKÜLLERİNİ GÖSTEREN MAKETLER   sbs birincisi   sbs birincisi   Deniz Catal Piraziz   Deniz Catal Piraziz   Deniz Catal   Deniz Catal   hayrettin tarhan   hayrettin tarhan   1071-1453 tarihleri arasında yaşanan siyasi micadeleler nelerdir?   1071-1453 tarihleri arasında yaşanan siyasi micadeleler nelerdir?   tarih sıralaması hakkında resim   tarih sıralaması hakkında resim   tarih savaşı   tarih savaşı   1071-1453 yılları arasında yaşanan olayların tarihi şeriti   1071-1453 yılları arasında yaşanan olayların tarihi şeriti   piriştina bursu yeri   piriştina bursu yeri   sporcular   sporcular   türkmenistan aşgaant   türkmenistan aşgaant   abdulvahap eye   abdulvahap eye   zonguldak devrete yöresine ayit gelenek görenek manevi türküler   zonguldak devrete yöresine ayit gelenek görenek manevi türküler   udzduf17   udzduf17   89 luların aksere gitme günleri   89 luların aksere gitme günleri   nkAPgylRLxoLW   nkAPgylRLxoLW   Osmanlı dönemine ait 1071-1453 yılında olmuş siyasal mücadeleler   Osmanlı dönemine ait 1071-1453 yılında olmuş siyasal mücadeleler   fosseptik neşe   fosseptik neşe   abdülhak hamit i.ö.o 1997 öğrencilerii   abdülhak hamit i.ö.o 1997 öğrencilerii   marcus vitrivius   marcus vitrivius   marcus virivius   marcus virivius   BURS SONUÇ SORGULAMA   BURS SONUÇ SORGULAMA   öznur tanuçun kimlik numarası   öznur tanuçun kimlik numarası   alkali metaller yerine ametallar sınıfından element olmasaydı sistem çalışırmıydı neden   alkali metaller yerine ametallar sınıfından element olmasaydı sistem çalışırmıydı neden   erdinç korkmaz   erdinç korkmaz   murat kalmaz   murat kalmaz   zehra polat   zehra polat   öğretmen resmi,   öğretmen resmi,   çocuk hakkı şiirleri   çocuk hakkı şiirleri   13yaş msn adresleri   13yaş msn adresleri   cumhuriyet hakkındaki düşünceler   cumhuriyet hakkındaki düşünceler   çifçilik   çifçilik   . aşık veysel şatıroğlu   . aşık veysel şatıroğlu   atatürkün eğitim hakkındaki sözleri   atatürkün eğitim hakkındaki sözleri   ATATÜRKÜN ÇOCUKLUK REMİ   ATATÜRKÜN ÇOCUKLUK REMİ   doğa ile ilgili sözler   doğa ile ilgili sözler   demokrasi insan hakları ile şiir   demokrasi insan hakları ile şiir   ataürk ün milli mücadele ile ikgili sözler   ataürk ün milli mücadele ile ikgili sözler   çifçiler haftası   çifçiler haftası   ögürlük ile ilgili yazılar   ögürlük ile ilgili yazılar   atatürk2ün cumhuriyet hakkındaki görüşleri   atatürk2ün cumhuriyet hakkındaki görüşleri   yardımlasma ilgli atasözleri   yardımlasma ilgli atasözleri   dünya aıds günü ile şiirler   dünya aıds günü ile şiirler   çoçuk hakları   çoçuk hakları   atatürk ün sanata verdiği önemi vurgulayan sözler   atatürk ün sanata verdiği önemi vurgulayan sözler   matematik öteleme   matematik öteleme   ATATÜRKÜN CUMHURİYET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ   ATATÜRKÜN CUMHURİYET HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ   dil ile ilgili sözler   dil ile ilgili sözler   cumhuriyetten önce ve sonraki resimler   cumhuriyetten önce ve sonraki resimler   çocukşiirleri   çocukşiirleri   kadın hangi haklara kavuştu   kadın hangi haklara kavuştu   cumhuriyet sonrası   cumhuriyet sonrası   ögretmenler günüyle ilgili şiirler   ögretmenler günüyle ilgili şiirler   cumhuriyet hakkında   cumhuriyet hakkında   ATATÜRKÜN SANATA VERDİ   ATATÜRKÜN SANATA VERDİ   ester ile roza   ester ile roza   MEHAÇ MOYDAN SAVAŞI HAKKINDA BİLGİLER   MEHAÇ MOYDAN SAVAŞI HAKKINDA BİLGİLER   posof alabalık resimlari   posof alabalık resimlari   1071-1453 tarihleri arasında yaşanan siyasi mücadeleler   1071-1453 tarihleri arasında yaşanan siyasi mücadeleler   türk beşleri seyfettin asalın   türk beşleri seyfettin asalın   ali ihsan sabis   ali ihsan sabis   danimarka türk diyanet vakfı burs sonuçları   danimarka türk diyanet vakfı burs sonuçları   - Yüksek boylu otlar,yer yer ağaç ve çalıdan oluşan biyom   - Yüksek boylu otlar,yer yer ağaç ve çalıdan oluşan biyom   tevfik kolaylı   tevfik kolaylı   atmosfer   atmosfer   atmosfet   atmosfet   atmöosfer   atmöosfer   mavrocordato   mavrocordato   mavrakordatos   mavrakordatos   mavrakordat   mavrakordat   cumhuriyetin kuruluşu   cumhuriyetin kuruluşu   ilk anayasanın çıkış tarihi   ilk anayasanın çıkış tarihi   5 kişi bir miktar bisküvinin 5/2'sini paylaşıyor. Her birine bütün bisküvilerin kaçta kaçı gelir?   5 kişi bir miktar bisküvinin 5/2'sini paylaşıyor. Her birine bütün bisküvilerin kaçta kaçı gelir?   2 metrelik kurdelenin 6/5'i kullanıldı. Kullanılanparça kaç metredir?   2 metrelik kurdelenin 6/5'i kullanıldı. Kullanılanparça kaç metredir?   sun valf   sun valf   mhHzZsnQMZGjovDZFLR   mhHzZsnQMZGjovDZFLR   aids şiir   aids şiir   yahya kemal   yahya kemal   diş hekimleri dişe dolgu yaparken kullandığı madde saf maddemidir yoksa karışım mıdır   diş hekimleri dişe dolgu yaparken kullandığı madde saf maddemidir yoksa karışım mıdır   kalbimdeki sancı   kalbimdeki sancı   okul nasıl temizleriz   okul nasıl temizleriz   isa aydın   isa aydın   bebk şiiri   bebk şiiri   1071-1453 arasında olan olayların tarih şeridi   1071-1453 arasında olan olayların tarih şeridi   ferhan kutluğ   ferhan kutluğ   1  [ 2 ]  [ 3 ]  [ 4 ]  [ 5 ]  [ 6 ]  [ 7 ]  [ 8 ]  [ 9 ]  [ 10 ]  [ 11 ]  [ 12 ]  [ 13 ]  [ 14 ]  [ 15 ]  [ 16 ]  [ 17 ]  [ 18 ]  [ 19 ]  [ 20 ]  [ 21 ]  [ 22 ]  [ 23 ]  [ 24 ]  [ 25 ]  [ 26 ]  [ 27 ]  [ 28 ]  [ 29 ]  [ 30 ]  [ 31 ]  [ 32 ]  [ 33 ]  [ 34 ]  [ 35 ]  [ 36 ]  [ 37 ]  [ 38 ]  [ 39 ]  [ 40 ]  [ 41 ]  [ 42 ]  [ 43 ]  [ 44 ]  [ 45 ]  [ 46 ]  [ 47 ]  [ 48 ]  [ 49 ]  [ 50 ]  [ 51 ]  [ 52 ]  [ 53 ]  [ 54 ]  [ 55 ]  [ 56 ]  [ 57 ]